Ara
  • Özge Özvatan

Once upon a time...

Once upon a time... Diye başlayabilirdi aslında. Hakkıydı. Bir peri masalı çıkardı ve eminim ki gişe rekorları kırardı. Gülüşlerimizin sesleri nesil nesil yankılanırdı.. Onun bana sarıldığı an, öylece fotoğraf haline döner ve şatonun duvarına asılırdı.. Ta ki, peri masalı kabusa dönene, tüm gülüş sesleri hıçkırıklara dönüşüne ve şato başımıza yıkılana kadar...

Bir akşam kocaman bir kapıdan girip bana yürümeye başladın. Deri eldivenlerini unutmuyorum nedense. O güzel ellerin saklanması bir suç olmalıydı. Aynı masada yemeklerimizi farklı zamanlarda yerken, gülüşüme güldüğünü unutmuyorum bir de. Mutfakta yan yana durmuş kadehleri kurularken aynı anda arka arkaya aynı cümleleri kurduğumuz akşam, seni sevmek zor olmadı. Gece boyunca aynı şeyleri düşünüp, söylemeye çalışıp, kahkahalara boğulmuştuk. Ben uyumuştum sonra, sen beni izlemiştin. Şimdi düşünüyorum da, o gece o şarabı içmeseydik daha mı güzel olurdu hayatımız? Daha mutlu olur muyduk? Yanımdan geçip gitmene izin verseydim..

Telefon numaramı sana yanlış verdiğimi hatırlıyorum. Ulaşama istediğimi, korktuğumu.. Senin de bana Blackberry den yazıp; "keşke numaranı doğru verseydin" dediğini.. O günden sonra tek bir günümü sensiz geçirmedim. Her gece uzun iyi geceler mesajların ve sabahları sesin oldu yaşamak.. Kucağımda uyuyakaldığında, saatlerce kıpırdamamak oldu. Pazarlarları erkenden acıktığım için seni de sürüklemek oldu kahvaltıya. Arkadaşlarına yemek yapmak, sen hastayken başında beklemek oldu.. Uzağındayken sana dokunamadığım için sinirlenmek oldu. Sinirlendikçe eksiltmek seni.. "Yarim" diyerek beni uyandırdığın her sabaha şükretmek oldu. Aşk deyişine atan bir kalp, gülüşüne verilecek bir ömür oldu.. Olur olmadık zamanlarda kucağına tırmanışım ve senin kahkahalarla beni tutmaya çalışmaların.. Gecenin bir vakti, uykudan kalkıp bana gelişin, gelirken mutlaka ama mutlaka "makarna yapsana bana" diye şımarışın.. Güzelleşmek oldu seninle.. İzlediğimiz filmler, dinlediğimiz şarkılar ve muhteşem cumartesi akşamlarımız.. Tanınmak oldu, tanımak oldu.. Birini ezbere bilmenin huzuru oldu. Bensiz atmadığın binlerce adımda, keyifle yanında yürümek oldu. Sosyal medya kullanmadığın için hesaplarımı seninle paylaşmanın; karışan arkadaş listesi oldu. "Kokun" diyerek saatlerce beni soluman oldu. "Minik ama minik, beni bırakma" deyişlerinde içimden geçip gidişin oldu. Bana sarılıp hıçkırarak ağladığında sana kıyamamak oldu. Susmak oldu sana, sessizce gitmek oldu. Sımsıkı sarıldığından, senden sonra huzurlu bir uykunun haram oluşu oldu. Ellerin ellerimde, korkma dediğin günler geride kaldıkça eksilmek oldu. Senden vazgeçmek yaşamaktan vazgeçmek gibi oldu... Herkesi senle kıyaslamak, ve sen olamadıkça harcamak oldu. Daha çok öfkelenmek, daha çok dışarı çıkmak ve seni affedemediğim her gece için kendimle verdiğim savaşlar oldu.. Adın yara oldu. Tenimde iz oldu... Muhteşem göründüğüm her bir fotoğrafın rafa kalkması oldu. Mutlu göründüğüm başka fotoğraflarım olmadı.. Yanında kalamayacağın birini bu kadar uzun süre mutlu etmek suç sayılmalıydı oysa. İşkence uzun olsun diye, yerin dolmasın diye, unutamasın diye yapılmış gibi...

Sonra zaman geçti, izi kaldı belki ama yaram kapandı. Sevmekten vazgeçmedim ama sevdiğim adam satır aralarında kaldı. İçim yavaş yavaş kendini toparladı. "İhanet" dedim, "ne güçlü yıkım yaratabiliyormuş meğer". Affetmedim. Etmeyeceğim. Hafızamdan silinirken anıların, seni tekrar tekrar görmeyeceğim. Biz bir daha hiç karşılaşmayacağız ve sen benim sesimi bile duymayacaksın. Kıyamadığımı ezip geçmeyi öğrendim. Artık ne ben sana sevdalı kadın, ne de sen aynı adamsın.. Üstelik ben artık başkasını sevebiliyorken, hayatıma dokunuşunun son hatırlanışı;

Bu da senin son anılışın olsun. Yaşanan binlerce an hatırına..

-----The End----

45 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör